Kitap Fuarı

Gönderen:

Kitap Fuarı

Ülkemizde kitap fuarlarının hem sayısı hem açılma sıklığı artıyor. İlk uygulamaları İstanbul’da başlayan kitap fuarları artık Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde de açılıyor. Kitap fuarlarının böyle sayısının artması, birçok şehirde açılması, yaygınlaşması çok sevindirici.

Kitap fuarları sayesinde kitapseverler çok sayıda yayınevini, binlerce kitabı bir arada bulabilme imkanı buluyor.

Kitap fuarlarındaki güzel bir uygulama da İmza Günleri. Yayınevlerinin standlarında düzenlenen imza günleri sayesinde yazarlar kitaplarının okuyucuları ile, okuyucular da aldıkları kitapların yazarları ile buluşma fırsatı buluyor.

Kitap kurtları onlar için bir karnaval ve kitap ziyafeti olan kitap fuarlarının başlama-bitiş tarihlerini sabırsızlıkla takip edip bekliyorlar.

Bir çocuğun lunaparkta yaşadığı mutluluğu ben de bir kitapsever olarak kitap fuarında yaşıyorum. Bir kitap denizine benzeyen kitap fuarında binlerce kitap arasında adeta kendimi kaybediyorum. Binlerce kitabı büyük bir keyif içinde incelerken lunaparklardaki top havuzlarında oynayan çocuklara benzetiyorum kendimi.

Kitap fuarında gezdikçe, kitap alacağım diye cebime koyduğum para tomarı yavaş yavaş erirken, gezerken elinde biriken poşetler giderek artar, ağırlaşır ve artık taşınamaz hale gelirler. Bazı stand görevlilerine rica edip elimde biriken poşetleri emanet bırakıp yeniden başlarım.

Cebimdeki paranın bitmesi, şairin “Artık demir almak zamanı gelmişse zamandan, meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan” mısrasında dediği gibi, kitap fuarından ayrılma zamanımın geldiğini gösteren işarettir benim için.

Kitap fuarından çıkışım ise tam bir eziyettir. Elimde biriken kitap,dergi, kitap kataloğu poşetlerimi emanet bıraktığım standlardan toplamaya başlarım. Yüküm giderek ağırlaşır, poşetler ellerime sığmaz olur, güçlükle yürür hale gelirim. Kendimi zorlukla arabaya atarım.

Bu arada şimdi hoş bir anıya dönüşmüş ama yaşarken çok tatsız olan yaşadığım bir hatıramı da paylaşayım sizinle. 2-3 sene önceydi. Her zamanki olağan bir şekilde kitap fuarına gitmiş ve kendimi beni deli eden o harika kitap denizinin sıcacık akıntısına bırakmıştım. Kitap denizinin dalgaları beni bir o standa, bir bu standa sürüklüyordu. Herşey diğer kitap fuarlarındaki gibi gidiyordu. Yüzlerce stand gezme, binlerce kitap inceleme, elimde onlarca poşet ve içinde yüzlerce kitapla, son kuruşa kadar boşalmış ceplerim, yorgun kollarım-bacaklarımla kendimi arabaya zor attım. Arabaya binip çalıştırdım. Yakıt lambasının kırmızı yandığı gözüme çarpınca fuara giderken yakıt lambasının yandığını, fuara bir an önce yetişeyim, yakıtı dönüşte alırım diye düşündüğümü hatırladım. Fuar hengamesinde kitaplara dalıp bütün paramla, son kuruşuna kadar kitap satın almış, benzin almam gerektiğini tamamen unutmuştum. Mecburen depodaki benzinle yola çıktım.

Belki bana yardımcı olurlar umuduyla bir benzin istasyonuna girdim, durumumu anlattım. Fakat istasyon görevlileri zannediyorum bütün paramla kitap aldığımdan benzin alacak param kalmadığına inanmadıkları için para vermeden bana benzin vermeyi red ettiler. Kimliğimi rehin bırakmayı bile teklif ettim. Fakat ne dediysem bana benzin vermeye ikna edemedim. Depodaki benzinin beni eve ulaştırmasını umarak mecburen yola çıktım. Fakat İstanbul’da mesafeler uzun, trafik sıkışık. 3-5 km gitmiştim ki benzin bitti. E-5 Çevre Yolu’nda öyle kalakalmıştım. Yol yardımı arayıp servisin gelmesi,arabanın tekrar çalışır hale gelmesi derken eve vardığımda saat gece yarısı ben de yorgunluktan enkaz olmuştum. Yaşadığım bu olay bana ders oldu tabii. Artık dönüş için benzinimi kitap fuarına giderken alıyorum.

Yaşarken tatsız ama şimdi tatlı bir anıya dönüşmüş bu olay dışında kitap fuarları benim için hep yorucu ama keyifli kitap ziyafetleri olmuştur.
Kitap fuarı dönüşü kitap poşetlerini boşaltıp aldığım kitapları, kitap ayraçlarını, kitap kataloglarını poşetlerden boşaltırken aldığım zevk nasıl anlatılabilir ki! Bundan sonraki süreçte okumak için bir sürü kitap, yeni kitaplar almak için aldığım kitap kataloglarını incelemek, aldığım bu kitapları okuyarak yeni bilgilerle donanmanın zevki beklemektedir beni artık.

Fakat her kitap fuarı sonunda hatta her kitap aldığımda kitap almanın keyfiyle beraber bir hüzün de gelir bana. Ben kitapları bu kadar çok seviyorum. Kitap fuarlarına, kitapçılara gitmeye, istediğim, beğendiğim kitapları satın almaya imkanım var. Bu çok güzel de, peki ya diğerleri! Kuzu Çevirme yerken, bunu bulamayan diğer insanları hatırlayıp hüzünlenen, yediği yemek boğazında düğümlenen kişi gibi benim de aldığım kitaplardan aldığım keyif boğazımda düğümlenir.

Ben ne yapabilirim diye düşündüm uzun süre. Sonunda bunun çözümünün kitap bağışı yapmak olduğuna karar verdim. Benim sahip olduğum imkanlara sahip olmayan kitapseverlere, kitap aşıklarına kitap bağışlayarak yardım edebilirim diye düşündüm. İşe kütüphanemdeki kitapları ayıklayarak başladım.

Aldığım fakat umduğum gibi çıkmayan, okuduğum fakat beğenmediğim kitapları bağışlamak üzere seçip, ayıkladım.

Seçmeyi, ayıklamayı bitirip kolilemeden önce biraz dinlenmek için oturmuş, kitap bağışı için ayırdığım kitaplara bakarken adeta aklım başıma geldi.

Yaptığımdan o anda ne kadar utandığımı anlatmam gerçekten zor. Sevmediğin, okumadığın, işine yapamayan kitapları bağışlayıp vicdanını rahatlatmaya çalışıyorsun ama yaptığın yanlış dedi içinden bir ses. Ama hemen arkasından içimden başka bir ses de Okuduğun, sana lazım olan kitapları bağışlayacak halin yok ya. Tabii ki işine yaramayan kitapları bağışlayacaksın dedi. Tam çizgi filmlerde gösterilen durumdu yaşadığım. İçimdeki iki ses farklı şeyler söylüyorlardı.

Hangisi doğru diye düşündüm. Her iki sesin söylediği de doğruydu aslında! Kullandığım kitapları bağışlayamazdım çünkü bana lazımdı. Öte yandan bağışlamak için ayırdığım kitaplar bana lazım değildi; ama hemen hemen hepsi okuduğum ve hoşuma gitmediği için kütüphanemde kalmasının manasız olduğunu düşündüğüm kitaplardı.

Okuyup beğenmediğim kitaplar da olsa bu kitapları kütüphanede bekletmeyip bağışlamayı hiç yoktan iyi olsa da, benimle aynı imkanlara sahip olmayan insanlara destek vermek için yola çıkmam, bunun için kitap bağışı yapmaya karar verme amacımla, yola çıkış noktamla hiç uyumlu olmadığını fark ettim. Bir paradoks oluşmuştu: Beğendiğim kitapları bana lazım diye bağışlayamıyordum; bana lazım olmayan kitapları da beğenmediğim için bağışlayamıyorum! Kitap bağışı için ayırdığım kitapları kolilemeye başlamadan önce bu paradoksu çözmem lazımdı.

Kendisi de benim gibi bir kitap delisi olan ZEST Başkanı sevgili dostum Veysel Danış‘ı aradım. Yaşadığım paradoksu anlattım. Kitap bağışı yapmak istiyorum ama beğendiğim kitapları bana lazım diye bağışlayamıyordum, bana lazım olmayan kitapları da beğenmediğim kitabı bağışlamak doğru gelmediği için bağışlayamıyorum; bu paradoksu çözelim de kitap bağışı yapabileyim dedim.

Veysel Danış bu ikilemi kendisi de dahil kitap bağışı yapmaya niyetlenen her kitapseverin yaşadığını söyleyince şaşırdım ama bunu hisleri yaşayan tek kişi ben olmadığım için sevindim de.

Kitap ve kitap bağışı üstadı Veysel Danış dostum: Senin Okudum, beğenmedim dediğin kitabın kötü, işe yaramaz olduğu sonucuna niye ulaşıyorsun ki! Bir kitabı senin beğenmemen o kitabı kötü, işe yaramaz bir kitap haline getirmez ki! Sen okumuş beğenmemiş olabilirsin. Bu durum o kitabın kötü, işe yaramaz bir kitap olduğunu değil, sana hitap etmediğini gösterir. Bu kitabı başka bir kişi okuduğunda ona hitap edebilir, onu çok beğenebilir dedi. Düşündüm. Doğru gerçekten. Kitapların değerini kendi beğeni ölçülerime göre değerlendirmem yanlıştı tabii.

Sana lazım olan, halen kullandığın veya kütüphanende bulunmasını istediğini kitapları bağışlaman doğru olmaz zaten. Aksi halde kitap bağışı gibi güzel bir yaptığın halde, bağışladığın bir kitap sana lazım olduğunda kitap bağışı yaptığın için pişmanlık duyarsın. Bu pişmanlık da sana bir daha kitap bağışı yaptırmaz dedi. Düşündüm. Doğru gerçekten.

Kullanmadığın kitapları kütüphanende tutmayıp kitap bağışı için ayırman güzel. Sevdiğin, sana lazım olan kitapları bağışlama. Bununla beraber bağışın, yardımın en güzeli tabii ki senin kullandığın şey’den vermen’dir. ZEST bağışçılarına yaptığı bağışın nerede kullanılacağını seçme, belirleme imkanı veriyor. ZEST’e “kitap bağışı” için kitap almak şartıyla nakdi bağış yapabilirsin. Kitap bağışı için kitap alımında kullanmak için yaptığın bağış kesinlikle başka harcamalarda kullanılmaz; sadece kitap bağışı için kitap alımında kullanılır dedi. Düşündüm. Çok mantıklı ve güzel bir çözüm! Çözüm bulamadığım bir paradoksa zeka ve strateji kuruluşu olan Zeka ve Strateji Derneği’nin böyle zekice bir strateji ile çözüm üretmiş olması, “Zeka Derneği” Başkanı olan Veysel Danış‘ın böyle zekice konuşmasına niye şaşırıyorum ki dedim kendi kendime.

ZEST’in kitap bağışı çalışmalarıyla hem kitap bağışı yapmak isteyen hayırsever kitapseverlere hem de kitap almaya imkanı olmadığı için kitap bağışına ihtiyacı olan kitapseverler için çok önemli bir kuruluş olduğunu tekrar görmüş oldum. Bir kitapsever olarak ZEST’e tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum; iyi ki ZEST var.

Erdem Eren

Hakkında Yazar:

  Related Posts

Yorum Ekle